Yok bişey. « Pernc – Bi eksik harf.



Yok bişey.

Ben değişmedim. Üzgünüm ama ne olumlu ne olumsuz… Hala aynıyım. Keşke olumlu bir yöne kök salabilseydim. Ancak olmadı işte. Olamadı.

Küçük bir çocuğun öğretmeni oldum. Çok tuhaf ama, ona yararlı olabileceğime inanarak başlamıştım işe…

Ona satranç öğretecektim. Satrancı biliyorsa da, eminim çok düşük bir düzeydeydi. 9 yaşında ne kadar bilebilirdi ki?

Öyle basit, plastik, uyduruk yan sanayi oyuncağı olmayacaktı aldıracağım oyun. Belki pahalı olacaktı ama, bu bir oyun değil benim gözümde. Savaş. Ancak küçük bir çocuk savaşmayı öğrenmeyecekti. Çocuk hayatta kalmayı öğrenecekti. Geleceği stratejik açıdan planlamayı öğrenecekti.

“Bu çok değerli bir oyun. Bunu eskiden aristokratlar oynuyorlarmış biliyor musun? Sadece krallar ve soylular, akıllı insanlar oynuyorlarmış! İşte bu yüzden bu senin en değerli oyunun. Ona değer ver, gözün gibi bak!” diyecektim…

Ona okumayı sevdirecektim. Okumanın ve yazmanın ne kadar rahatlatıcı ve farklı bir boyutu olduğunu gösterecektim. Ona hikayeleri okuturken hayal ettirecektim. Oyunlar oynayarak, eğlenerek okuyacaktık o kitapları.

İngilizce konuşacaktım çokça, belli zamanlarda. Ki böylece pratiği gelişecekti… Matematikte çok gerideydi, onu arkadaşlarına yetiştirecektim…

Babasına söyledim tüm bu düşüncelerimi. Babasının şirketinde konuştuk. Adam beni sevdi. “Tamam. Sizin söylediğiniz gibi, olacak. Size ders çalışmanız için iyi bir ortam sağlayacağız. ” dedi.

Evde dokuz yaşındaki çocuk dışında, biri beş, diğeri iki yaşında, iki çocuk daha vardı. İlk iki ay düzgün bir ders çalışma odamız olmadı. Salonda yerde, mutfakta masada, kardeşlerinin yanında çalıştık. Biri silgisini, diğeri kalemini aldı.

Teki sandalyeden düşecekken tuttum, bir diğeri ders çalışmaya çalıştığımız tahtayı kafama düşürdü.

Çocuğun annesi ilk günden gidip plastik, hangi taşın ne olduğu doğru düzgün belli olmayan bir satranç takımı aldı. Oynarken kardeşleri el attı, çocuk çok da bir şeye benzetemediği karakterleri ve oyunu sorguladı…

İngilizce konuştuğumda çocuk gayri ciddi davrandı. Çünkü abla dediler benim için. Onun hiç de öğretmeni değildim. Öğretmen okuldaydı. Ben bakıcısı gibiydim. Yanımda bir tuvaletini yapmadığı kaldı.

Okuldan alınmasını söyledi öğretmenleri, ailesine… Kavga dövüş, ailesi çocuklarını her konuda ne yazık ki süper görerek ve öğretmenleri kötüleyerek, çocuğu okuldan aldılar.

Yeni okulundaki öğretmeni sürekli, ondan ilerideki arkadaşlarıyla aynı seviyede verdiği ödevleri yapmamız için, bizi zorladı. 3 ile 5’i çarpamayan çocuktan, üç basamaklı sayıları çarpması ve bölme yapmasını bekledi. Sayfalarca verdiği ödevler yetmiyormuş gibi, ‘ödevlerini çocuk kendisi yapsın, beklesin onu evdeki öğretmeni, yapamadığı yerde yardımcı olsun…’ gibi şikayetlerde bulundu. “Ödevleri yapalım da, bir an evvel sana bölmeyi çarpmayı öğreteyim.” dedim. Yetişemedim. Bir yerden yakalasam, bir yerden geri kaldım. 2 saate yakın çalışmalarımız elbette bir yere kadar ona birşeyler kattı. Ancak yeterli olamadı.

Hikaye okumayı, ailesi zaten benden önce pek güzel sevdirmişti. Her okuduğu sayfa için 5-10 tl arası bir şey veriyorlardı.

Gördüğümde ağzım açık kaldı. Çocuk benden de böyle bir beklentiye girdi. Elde yok avuçta yok. Ne vereyim ben sana…

Ağladı zırladı. Okumadı. Kızdı bağırdı.

Bıktım.

Yalvararak ders çalıştırmaktan gına geldi.

Hayal ettiğim gibi gitmedi hiç bir şey…

Hiç bir şey hayal ettiğim gibi gitmiyor. Nerede yanlış yapıyorum? Her şey mi ters gider?…

Ne kadar beceriksiz bir insan oldum ben…

Bir gün mutluyken, ertesi gün yerin dibindeyim. Hiç mi bir şey değişmez insanın hayatında?..

Nerede yanlış yapıyorum… İnsan ilişkilerinde genel olarak kötü sayılmam. Kişisel hayatımda neden bu kadar kötüyüm…

Susmalıyım belki de sadece. Yine sadece duvarlar dinlemeli belki de beni.

Kendimden nefret ediyorum.

Hayallerim çok mu uçuk anne?

Ya da sen cevap ver baba…

Rahat uyuyamıyorum.

 

 

 



Yazıya yapılan yorumlar..

Henüz yorum yapılmamış