En kocaman dert. « Pernc – Bi eksik harf.



En kocaman dert.

Psikolojim bozuldu saçımı kesiyorum değil benimki. Saçım psikolojimi bozdu, bu yüzden saçımı kesmek zorunda hissediyorum olabilir ancak. “Kadınların saçı mı dökülür yeaa” deyip, salak bir ergenken saçma sapan davranışlarda bulunduğum için midir, yoksa genetik midir bilinmez. Bol bol küfür edesim var. Sayıp sövesim var. Utandığım şeyden dolayı da kendimden utanıyorum. Elimde olmayan  bir olgu bu. Değiştiremem ki gidişatını. Neden utanıyorum saçımın dökülmesinden? Küfür* küfür* küfür* kel kalıcam işte belki bi gün. Yazmaktan utandığım, dışarıya çıkmaktan utandığım, her şeyden herkesten, kapıyı açmaktan bile utandığım bir durum. “Saçım kötü, kel gibi görünüyorum çıkamam kapıya.”

Kestirince de utanıyorum. Bunları ilk kez yazıyorum. Neden bilmiyorum.

Pc saç döküyor dediler. Bilmiyorum, tam olarak takıntılı babam mı söylemişti hatırlamıyorum. Pc kullanmayı bıraktım bir ara. İşte o ara, siteyi kapatma kararı almıştım. Moralim çok bozuktu. Buraya yazamayacak durumdaydım. Yazmaktan utanıyordum bu durumu. Salak hastaneler, doktorlar, mal mal tedavi yöntemleri, gerizekalı para tuzağı saç çıkaran şampuanlar… Bi boka yaramadı tabi.

Babamın sürekli üstüme gelmesi de cabası… “Şunu yemiyorsun ondan dökülüyor… Aldığım şampuanı kullanmıyorsun, ondan. Ben senin iyiliğin için aldım bu saç serumunu, bunu kullan. Şöyle yap, böyle yap.”

Tamam. Benim iyiliğimi istiyorsun biliyorum ama, ben istemediğim sürece, zorla kullandırdığın hiç bir ürün bi boka yaramayacak işte. Anla artık. Sonra bıraktı tabi. Ama arada sırada yine bile karışır, 700 km ötede olmasına rağmen…

Saçımı annem dışında kimseye kestirmeyen biriydim. Küçükken gördüğüm bir kuaförden korktuğum için diyebilirim. Öcü görmüş gibi anlatıyorum ama, gür saçlı kuzenimin saçını haldır huldur tarayıp bişeyler yapıyordu kadın. Korkunç da değildi hani. Ama olsun. Küçüktüm. Maldım ve korktum. Bu kadar.

19-20 yaşına kadar kendimi bildim bileli en fazla dört-beş kez gitmişimdir. Kazık kadardım, ilkokuldaydım ama çok da küçük değildim, üçe veya dörde gidiyodum, “saçın gürleşsin” deyip, sıfıra vurdular. Gayet bi halta da yaramıyor sıfıra falan vurmak. Ama o zamanlar bi bok bilmiyorum tabi. Amaç güzel ya, “Tamam” dedim.

Gayet o yaz dolaşmışız. Antalya falan… Yarı kel sayılırım, uzamış Antalya’ya gelene kadar ama olsun.

Evde elimde kocaman kabakla çekilmiş fotoğraflarım var. Ben kabak o kabak, ailem espiritüel.

Yani demem o ki, kendimi bildim bileli gür güzel saçları olan biri değilim. Ama anneme baksan beni 10 yaşındayken Rapunzel’mişim gibi anlatır…

“Tabiii, senin çok güzel saçların vardı, örerdim, bilek kalınlığında olurdu. Şimdi niye azaldı bilmiyorum.” der üzgün üzgün kafama bakar.

“Madem Rapunzel’dim, kazık kadarken niye sıfıra vurdurdun sırma saçlarımı?” deyip gülerim. O da güler. Evet son zamanlarda gülüyorum.

Uykusuz kaldığım yetti sanıyorum ki. Aylarca gözüme uyku girmedi bu sorunu düşünmekten. Rüyalarıma girdi, uyuduğum nadir zamanlarda da.

Kestirdiğimde daha iyi görünüyormuş. Öyle dedi bir kısım. Bir kısım ise, “kestirme uzasın.” dedi. Çok ince telli. Deli gibi dolaşıyor. Hayır aslında çok da dolaşmıyor, çünkü çok yok. Ama olanlar dolaşınca onları tararken onlar da gidecek hissiyatı yaratmıyor değil. Bu yüzden kısa kestiriyordum. Zaten küçük gösteriyorum. Kestirince daha minik gösteriyorum.

Az saçlı babaanne modeli kestirmek zorunda kalmak kötü tabi. Bu model dışında bir model önerdiğimde bir kuaför gülmüştü. Yanındaki kıza bakmıştı falan… Kendince dalga geçmişti yani. Artık kuaförlerin dalga geçmesini umursamıyorum. Onlardan korkmuyorum da. Gözüm kara olduğundan olabilir. Psikolojim bozuldukça psikopatlaşmış olabilirim. Vs… Vs… Hayır henüz bıçak taşımıyorum.

Neyse yarın işe gideceğim.



Yazıya yapılan yorumlar..

Henüz yorum yapılmamış