Bize bişey olmaz mıydı? « Pernc – Bi eksik harf.



Bize bişey olmaz mıydı?

Bu yazıda, karşılaştığım belli başlı bazı olumsuz olaylara yüzeysel olarak değineceğim. Bahsedeceğim olayları okumak, yaptığım hataları dinlemek hoşunuza gitmeyebilir. Bana kızabilirsiniz, ki hiç sıkıntı değil, ben de kızıyorum zaten kendime. Hani şu saçma hayallerim vardı ya, gece dolaşmak, sabahlamak dışarıda, sapıtmak falan… Hani böyle gereksiz bir hevesle özenip gerçekleştirmek istediğim şeyler vardı ya. Evet hepsini site kapanınca yaşadım, gerçekleştirdim.

Ya fakirdim(her zaman olduğu gibi), çalışmıyordum falan ama, aileden gelen minik çaplı bi zenginliğim vardı. Ahah zenginlik dediysem, karnımı doyurmak gibi, yaşamımı idame ettirebilmek için gerekli ihtiyaçlarıma ek olarak, küçük saçma şeyler alabileceğim yahut yapabileceğim minik paralarım vardı işte.

Çok fazla kıyafet alan, uzakları(şehir dışı vs.) gezen tozan biri değilim. Yaptığım şeyler basitti. Arkadaşlarımla akşam yahut geceleri buluşup, salak salak avare gibi o bar senin bu bar benim dolaşmak… Artık, kimlik de sorulmuyordu. Gerçi sorulsa ne?.. Çoktan 18 yaşımı geçmiştim. “AL SANA YAŞIM, KAPAK!!!” der gibi gösteriyordum öncesinde de. Gibisi yok. İçimden öyle diyordum. Komik. Adam işini yapıyor. Sen de küçük gösteriyorsun işte, neyine kızıyorsun ki?…

Güzel yanları yok değildi bu, akşam dışarı çıkmaların… Arkadaşlarla dans etmek, gece sohbetleri vs. hele bir de kalabalık bir masa iseniz ve hemen hemen tüm arkadaşlarınız kafa dengi insanlarsa, çok ama çok eğlenceli oluyordu. Lakin elbette bir yere kadar… Dansın da, şarkı dinlemenin-söylemenin de bir sonu olmalı. Tadında bırakılmalı. Ama ben doyumsuz bir şekilde, hatta aptalca karanlık yönlerini de görmeyi dilemiştim gece hayatının. Tadında bırakırsam, işte o zaman benim arabam bal kabağına dönerdi…

O kapkaranlık, saçma ışıklı odalarda, dj performanslarında kendini kaptırmalıydın… Dizilerde filmlerde görmüştün ya! “Abiiii çok kuğldu yağğ! Çok havalı, çok iyi! Böyle renkli bir yaşamın olmalı Peren!”

Salak figürlerle salak şarkılarda dans etmeliydin… (Göz gözü görmeden – müzik ölmüş, sadece siren çalıyo ve sen bunun farkındasın ama dans ediyorsun. Sirende dans…Mantığın devre dışı o an.)  Bu nasıl müzik ya diyosun ama, amaaann salla, keyfine bak.

Aslında keyif yok. Başın kazan gibi olmuş, fakat sen hala salak salak sallanıyosun. Dans ediyorsun, tabi ona dans denebilirse…

Gece soğuk olacak diye yanında taşıdığın ceketini, zaten mekanlarda terlediğin için hiç giymiyosun. Küçük bar masalarının altına asıyosun. Ve eğer o ceket benim ceketimse mutlaka düşer. Elaleminki düşmez, ama benimki bir bakarsın, milletin topuklu ayakkabısının altında paspas olmuş. Gelde küfür etme. Et, kendine et Peren.

Gecenin ortalarında(yani 3-4), mekan mekan dolaşılır. Nerede istediğin o ambiansı yakalarsan orada oturursun. Ama oranın da bir sonu vardır. Gece 03:30-04:00 gibi kapanır mesela… Tabi o da şanslıysan. Daha erken kapanma ihtimali de vardır. Genelde beğendiğiniz mekanlar daha erken kapanır. Bu bir kural.

Yurtta kalıyorsan, o yurda geri dönemeyeceksin. Zira gecenin üçünde, dördünde seni hangi yurt alır, a akıllım…

O yüzden farklı mekanlara geçersin, salak salak dans edersin vs. zaman geçsin diye saatine baka baka bi hal olursun bazen. “Saat 6 olsun da, hava aydınlansın da, yurda gidip uyuyayım.”

-Bir arkadaşına git kal?

Yok, onu da yaptığım oldu, ama yurtta kalan ve o şehirde evi olmayan insanların, sık yapabileceği bir olay değil bu. Dışarıda sabahlamak da keza öyle. Beden de bir yere kadar dayanıyor…

Annen babana dışarıda sabahlayacağım diyemiyorsun. İti var kopuğu var. Yalan da değil, onlar haklı. Gerçekten size zararı dokunabilecek çok fazla insan var. Ben sadece şanslıydım.

Gece dört beş gibi ve sonrasında gidilen, yani sabahın ilk ışıklarına dek takılabilinecek mekanlar, pekâlâ, dizilerdeki kötü adamların mevcudiyetini koruduğu mekanlar oluyor. Diyebilirim… Hem de, rahatlıkla.

Yaptığım o kadar büyük aptallıklar oldu ki. Gerçekten büyük şans bugün bunları yazabiliyor olmam.

Tabi insanın şuan nefes alabiliyor olması dahi büyük şans ama… Bazen gerçekten aptalca bir özgüvene sahip oluyor insan. Ve şansını yüzde elliden aşağılara kendi elleriyle çekebiliyor… “Yok ya bir şey olmaz. Bana o ne yapabililir ki…”

Çok çabuk güvenebiliyorum insanlara. Ve birşeyler başıma gelip beni korkutmadan, hata yapmadan akıllanamıyorum. -dum.

Bugün 3-4 yaşındaki çocuğa, “Annen baban ve tanıdıklarımız hariç kimseyle oyun oynama, onun vereceği şekeri alma, onun çağırdığı yere gitme!” dediğimizde bizi dinliyor ve benim kadar saçma bir özgüveni olmadığı için, söylediklerimize göre hareket ediyor.

Ancak 18-19 ve 20’li yaşların başında iseniz…

Size hiç birşey olmaz!



Yazıya yapılan yorumlar..

  1. adamkarga
    2 Mayıs 2017 saat: 09:09

    üniversitede iken ailemden bi şeyler almamı sağlayacak bir gelirim neredeyse hiç olamadı: çalıştım, bi şekilde para kazandım ama senin kadar kaptırmadım sanırım yeryüzüne kendimi: daha çok gökyüzünde oldu gözüm; başımı döndüren, kendimi unutturan, etrafımda dost bırakmayan koca koca hayallerim oldu. hayallerle sarhoş oldum sabahlara kadar ama tek başına bir parkta ya da sobası yanan bir kıraathanede oldu olanlar: bazen de uyku öncesi üstümü örten duvarla göz göze geldiğim saatlerde. ve işin en acısı olan hep bana oldu: başına bir kötülük getirmeyen, sabahın 5inde açık olan izbe yerler daha mı iyiydi acaba bir soba başı çaycısından ki sana bi şey olmazken ben nice yaralar almayı başardım!

  2. Perenc
    4 Mayıs 2017 saat: 04:02

    Yok Ubeyd. Ben kaçtım güçlü olamadım hiç. Senin gibi kendimle bir başıma kalmaktan hep kaçtım ben. Sen kendini toparlamaya çalışmışsın doğru yerlerde, doğru zamanlarda… Arkadaşlarının, o saçma müziklerin, izbe mekanların arkasına saklanmamışsın hiç sen. Yazıda bahsi geçen insanlardan çok azı şuan hala hayatımda. İnsanlar gelir gider hayatına, konuk olurlar. Gidenler genelde geçici küçük insanlar olurlar. Küçük dediğime bakma, geçici de olsa yoldaş yoldaştır. Arada tek tük büyükleri de olur giden ama, gitmesi gerekir herhalde onların, onlarsız da ayakta kalabilmeli insan, hissettiği yalnızlığın getirilerine odaklanabilmeli. Ben hep öyle avuturum kendimi… Olgunlaşabilmek, öğrenmek için yaşarız bence tüm bunları.

    Fiziksel durumum iyi de, ruhsal yaralarım yok demedim ki ben Ubeyd.

    Eski yaraların zamanla sarılır değerli dost. Yeni yaralar almaman dileğiyle…